Monthly Archive for November, 2004

09112004-Misafirlik

Bu eskiden kalma yalnızlık duygusunun konukseverliği sağ olsun, son günlerde hiç de kötü ağırlanmadım…”Misafirlik” kelime olarak bile beni hep rahatsız etmiştir ama bu günlerde hiç olmadığım kadar rahatım doğrusu… Bir takım dört duvarlar ve kapıların yırtıkları arasında, dostum ve ben içip duruyoruz…eklemeli; dostum, ben ve bir de şişeler tabi…
Dostum ( şu yıllardır süregelen yalnızlık), ben ve şişeler modern denemeyecek bir sahne çiziyoruz genelde…gelen giden o garip ve isimlendirilemeyen duyguları, birkaç seli ve siyah rimelimin yüzüme çizdiği anlamlı anlamsız yolları düşünürseniz trafiği bol ve hava şartları ne yazıktır ki belirsiz bir sahne…
Sahneler üzerine yazmışken; oyunculuk konusunda ne kadar yeteneksiz olduysam “ben” oldum olalı, senaryolar ve hikaye yazma söz konusu olduğunda da o ilkokuldan kalma tikim tutmaya başlıyor ve tek gözüm belli belirsiz seğirirken yazdığım cümleler cümleleri takip etmekte biraz zorlanıyor…tabi bunda rimelin acı rengi de önemli bir rol oynuyor ama genel hatlarıyla sayfanın marjinlerine yapıştırmaya çalıştığım şu lanet hayatımın elden geçirilmesi ve hiçbir şeyin içine, dışına, yanına, önüne, arkasına bir türlü sığamayan “ben”le şişmanlık üstüne bir konuşma yapılması gerektiğinin kaçınılmaz olduğu gözlerden kaçmıyor…ama misafirlikte zorlama yok, ben dostumla içiyorum sadece..ses-söz yok…

Şişmanlık dedim ya,uzun zamandır içine sığabildiğim tek yer bu sevgili dostun yanı…genişledikçe genişledim derken şimdi 5- 10 metre yükseklikte duvarlar altında bir nokta kadar ufaldığımı hissediyorum..kendime burada bir yer belirleyemeyecek kadar küçüldüm sanki; bir alan, bir mekan, bir anlamsız şekil bile tanımlamıyorum..sadece bir nokta… Bu aslında düşündüğümden daha garip bir duygu, midenizde çocukluk salıncaklarından kalma o garip bulantıya benzer “şey” ( kesinlikler şişeler ve içindekilerle alakası olduğunu düşünmemelisiniz) ıslık çalıyor sanki ve hayatınızda sonuna nokta koyamadığınız tüm duyguların, tüm olayların anısına kocaman bir nokta olup şişelerin cam yüzlerinde şiştikçe şişiyorsunuz…bu yansıyan nokta ben miyim diye düşünürken yerinde takılı olmayan kapı çalıyor ve o bir takım yırtıklardan içeri ertelenmiş cümleleriniz giriyor…ne şişeler durdurabiliyor ne de dostum saydığınız yalnızlık…her bir cümlenin sonuna yuvarlanmaya çalışıyorsunuz, her şeyi bitirip geride bırakmak için…cümleler bir tek noktayla siliniyor zannediyorsunuz ama bu da yalan…aynı bu oda gibi…tüm o cümlelerle nasıl oluyor da yalnızlık sizi ağırlıyor bilemiyorsunuz…yalnızlık dediğiniz sizden başkası olmamalıydı…zaten sizi sizden daha iyi kim ağırlayabilirdi ki diye anlamlandırmaya çalışıyorsunuz… olmuyor..bu oyunun en güzel yanı…tek kişiyle oynanan en yalan oyun…oynayan:en yalancı oyuncu…oyun:odalarda nokta olma oyunu…

Sanırım şimdi, yaşı geçenler ne oyunu diye soruyor ama ,bu büyüklere oyun..içerde küçük kalmış dışarıda büyümüş büyümüş bir yerlere sığamaz olmuşlara oyun…
Ben son birkaç gündür oynuyorum..dostum, ben ve şişeler kayda değer bir skor yaptık aslında…sayfalarca cümle kapattık dün..sayfalarca duygu noktaladık..Biraz baş döndürücü bir şey bu, demiştim ya yuvarlanmak falan…Yorganımın altına bile sığmayınca duygularım o zaman oynamaya karar verdim ben de…Vazgeçmek istediğim oldu evet, midem dayanmaz oldu yüzümdeki yollarda kıvrılan hikayeleri okumaya ama sonunda alçak tavanlı odamda sessiz sakin bir gün geçirebileceğim hayali ve de hatta bir gece, belki bu gece değil ama yakında bir gece, yeniden yorganımın altına saklanabileceğim hayali beni bu oyunda tutuyor bugünlerde…bu günler bugün bitmeyecek biliyorum ama bir gün bitecek ve ben yine kendi boyutumda, ne bir nokta ne anlamsız bir yansıma olarak, kendi yatağımda , kendi yorganımın altına saklayacağım suları da selleri de gelenleri de gidenleri de orada ağırlayacağım..sadece şimdilik burada bu odada misafirim ben…sadece şimdilik burada bir noktayım ben…yine büyüycem büyüycem ve bir gün yine sığamayınca duygulara ve duygular sığamayınca yorganımın altına, yine bu odaya geleceğim misafirliğe…aynı oyun ,aynı oda ve aynı yalancı oyuncu olacak bir gün gelip de ben değil de hayat benim içime sığmayıp kaçıp gidene kadar…