Uykudan ağlama hissiyle uyanırsınız bazen…boğazınızda kocaman düğüm ve yataktan doğrulduğunuzda üşüyen ayaklarınızla gecenin ortasında sessiz sessiz -uykumu paylaşabileceğim biri olsaydı- dersiniz..yalnız yatılmayan yataklardan kalkıldığında da aynı duygu salınıverir içinize ama, salt yalnızlık veya salt birliktelik nerden geldiği bilinmeyen o boğazdaki yumrunun oluşmasını engellemez..
Bir gözyaşı damlasına bu kadar tutkuyla bağlanamazsınız belki başka bir zaman, ya da başka bir gece..sanki bıraksanız o damlayı, yorganlar ters yüz olup başınıza yıkılcak dünyanız ..sanki bir damlayı koyverseniz, sarsıla sarsıla ağlamanın nasıl olduğunu hatırlamak zorunda kalacaksınız..sular daha soğuk, yerler daha soğuk, caddeler daha soğuk, gündüzler gecelerden daha soğuk olmaya başlayacak..bir uçurumun kenarında beklemek gibi, kirpiğin ucuna kadar olan yolu istemsizce tüketmiş olan o küçük damla bekleyecek…bir çeşit duygusal intihar mıdır, gecenin bir köründe yatağın ucundan sallanan ayaklarınızla ve bir koca düğümle boğazınızda , beklemek..sanki ayaklarınız çocuk ayakları olmuştur, bacaklarınız çocuk bacakları..ve yatağın ucunda otururken, düşmekten yüksekliğiniz sadece karışlarla ölçülebilecekken, ayaklarınız kesinlikle yere değmeyecek kadar küçük kalmıştır..ama üşürler yine de..dedim ya, yerler daha soğuktur, sular daha soğuk, hava bile daha soğuk…ahşap parkelerden yansıyan soğuk dizlerinize ulaşma yolundadır ki bu yol bahsi tatlı bir akşamda geçmiş yeşil yoldan çok daha uzun gelmektedir…bir cümlenin sonuna ünlem koymak gibidir aslında tüm bu eylemler silsilesi..bir nokta üzerinde sallanan çizgi gibi, bağıra bağıra ağlama ünlemini sıkıp içinizde tutmuş ve bir noktaya dönen küçük ayaklarınız üzerinde üşüyen bir dalı andırmaktasınızdır..
Ta ki biri sorana dek..iyi misin..değilim..sanırım bir rüya gördüm dersiniz…ama işte böyledir; tam da vakti zamanında bir masalın küçük ve eski bir sayfasında söylenmiş olduğu gibi, ne aşk ne bir zafer ne de bir kahraman vardır gökyüzünüzde…üşüyen ayaklarınızı ısıtan birini hatırlarsınız, usulca ayaklarınızı iki kaval kemiği arasındaki o sıcacık ve eşsiz yere sığdırmaya çalışmanın güzelliğini hatırlarsınız..imitasyondan ileri gitmeyen ve de asla gidemeyecek olan bir hamleyle sahne replike edilirken sırtınızdaki ikinci dünyaya bilmediği şeyleri hiç bir zaman söyleyemeyeceğinizi bir kez daha hatırlarsınız..uyku paylaşmak nasıldır bunu başkasıyla olan uykunuza anlatamazsınız…ve bir damla ile kesilmeye başladığında uykunuz artık biliyorsunuzdur ki geri sayım başlamıştır..hikaye başa sarmaktadır ister istemez, kendinizi alamadığınız o eski sahneleri yine bırakamamışsınızdır bir damlayla birlikte..belki kaybetme korkusunun yaşanabilecek en romantik hali budur..üzüntüyü bir çırpıda bırakmak istememektesinizdir, bir damla ve sonra bir tane daha, bir daha ve bir daha..kaybetmeye tahammülünüz yoktur, sanki gözyaşınızla birlikte onu da içinizden çekip çıkaracaklar gibi gelmektedir, bu yüzden o gözyaşını bir başka zamana saklamayı tercih etmişsinizdir..ensenizde nefes alan ikinci dünya bir kez daha sorar..ne oldu…hiç birşey nefes alamadım dersiniz, yumru göğsünüze doğru geri inerken…