Monthly Archive for December, 2006

17122006-Can

Canını kim için verir kişi..düşünüyordum..canım dediği kişi insanın canını alıp götürmeye hak sahibi midir…yoksa can öyle hiç de sorgulanmadan ve de hakkında endişe duyulmadan bir gün ,bir başkasına atfedilebilecek birşey midir..bir sabah canınızın çektiği uykudan uyanabildiğinizde “can” kelime olarak birisine verilebiliyorsa sanırım sorun şurda ,“can” kelimesinden öte kime verilebilir…
Düşünüyordum..kelimeleri ne çabuk harcıyoruz diye..ceplerimizden düşer gibi gidip birinin yanına yuvarlanabiliyorlar..belki paramızı harcarken bile bu kadar düşüncesiz davranamıyoruz..ve belki de hatta kayıp ne denli büyük olacaksa olsun kelimeleri harcamak konusunda oldukça pervasız davranıyoruz..üç beş lira hesabı yaparken markette, odamızda sessiz kaldığımızda tüm güzel kelimeler karşılıksız ve de düşünülmeden nasıl da harcanıyor..

Ben bunu hep düşünürdüm zaten..sevgi sözcükleri ne kadar kolay sarfediliyor diye…seviyorum derken bir damla yaş yoksa yanında,içinde ya da ardında gerçekten sevmek oluyor mu acaba…anısı olmayan bir sevgi mevcut mu ki iki kelime gaf gibi ağzından kaçıveriyor insanın..sonra gözlerimi kapatıyorum ve düşünüyorum…yine..hızdan bu denli korkan ben, kısa sürelerle arası hiç olmayan ben, kendimden çok büyük işlere kalkışıyorum..ben kelimelerin içini boşaltamam..boşaltamıyorum da…aksine dolduruyorum ağzına kadar…ben toplamaların,geniş zamanların insanıyım, uzun yürüyüşlerin ve güneşli günlerin insanıyım..porselen tabakların insanıyım ve pencere kenarı kar muhabbetlerinin insanıyım…küçük turuncu rengine bürünmüş salonda kapalı ışıkların ve hüzünlü şarkıların insanıyım…canım derken hani çocukluk salıncaklarında duyulan o garip mide bulantısı vardır ya, onu hissetmeyi seven insanlardanım…büyük adımlar atıp sonra tepe üstü düşen insanlardanım bir de… düşmeyi ben mi çok seviyorum bilmiyorum..tutan birisi olduğunda güzeldir ama düşmek bilirsiniz…bitkinlikten konuşamadığınızda, bir kucakta merdivenleri çıkmak güzeldir…yol bilmediğinizde gecenin kör bir saatinde kahramanınızı aramak güzeldir…artık yapamıycam diyerek sırtını yaslamak güzeldir…yine olmadı işte bak gördün mü geç kaldım diyip gözyaşlarınızı birine bastırmak güzeldir.. düştüğünüzde tutacak biri olduğunda hayat güzeldir..düşmek de güzeldir..işte gün gelip de insan canını hiç düşünmeden birnin ellerine bırakabiliyorsa onun tutacağını bilerek,işte o zaman canlı olmak anlam kazanır…

15122006-Bir zamanlar

Biri demişti ki bir zamanlar, bir dokunuşla insanın tüm acısı, tüm üzüntüsü silinirmiş bazen..
O biri dokunduğunda insanın teni teninden ayrılır, olağan dünyanın acısı iz bile bırakmadan çeker gidermiş.Ama bana bunu söyleyen bana şarkılar da söylerdi.Kimsenin kimseye söylemediği şarkıları söylerdi.Artık o şarkıları duymadığıma göre ilk önerme de yanlış olabilme ihtimaline sahip diye düşünüyordum bir zamandır.Derken, bugün garip bir şey oldu…Aslında olay anında farketmedim ne olduğunu, sadece belli belirsiz bir sancı duydum sol yanımda..Oturduğum yerde bir iki kez kımıldandım, kulağımdan o farkedilmeyen uğultu silindi…sessizlik böyle mi tanımlanır bilmiyorum ben, ama sadece yüzler ve dudaklar görüyordum ve de eller..Hepsi sessizdi..Olay anı da oldukça sessizdi gerçekten..Başımı arkaya yaslamıştım, gözlerim kapanmak üzere, günün sonuna dair güzel bir hayal kurma peşindeydim..Günün sonuna da çok yoktu hani, ama düşünülesi bir zaman dilimi bulmuştum niye bırakayım, zaten son günlerde kısa vadeli planlar ve kısa cümleler kurar olmuştum…Sanırım saat 23 civarlarına gelmiştim hayalimde, gerçekte ise saat akşamüstü beş buçuk sularıydı..ve bir el uzandı arkadan..ama ne uzandı..deseniz ki sevdiğim geldi kokusuyla yanıma uzandı, inanırdım..gözlerim de kapalı ya, ses de duymuyorum ya, sadece sıcaklığı geldi..Radyasyonun tanımına baktım sözlükten az önce: “elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar biçimindeki enerji emisyonu (yayımı) ya da aktarımı” diyor..Dalgaları bilemem ve de parçacıklar da görmedim ama bişeyler aktı sanki elinden..nereye derseniz…bilmek istemediğim bir yerlere…hani bir sabah uyanırsınız da bugün kalbimi çıkarıp evde bırakıyım, başucumda dursun akşama kadar beklesin dersiniz ya, bugün yormayım onu dinlensin dersiniz…ya da evde cep telefonunuzu bırakırsınız, tüh dersiniz ya işe geldiğinizde..ben de dedim ki, tüh..keşke kalbimi başucumda bırakmasaydım..ama bırakmıştım…ülkelerarası yolculuklara kalbim pek dayanmıyor diyip evde bırakmıştım…kırmızı bir çalar saatim var, tam da onun yanına koyuvermiştim…
Ve sonra o an geldi..arkamdan uzanan el kulağımın teğetinden geçip omzuma düşen küpeyi alıverdi..sanırım o an bir şarkı duydum..ya da duyduğumu sandım…bazen yaşadığım dünyanın bir çok insanınkinden farklı olmasına seviniyorum..işte bu o anlardan biriydi..sessiz bir sayfaya değil de birisine anlatsam şimdi bir şey söyleyip söylemediğini sorardı..yani bir iki kelimeyi şarkı sanmış olabileceğimi söylerdi ve de çok hayalperest olduğumu ve de iflah olmaz bir romantik olarak öleceğimi de söylerdi buna ek olarak..bu sayfaya sahip olduğum için şanslı olmalıyım işte sırf bu yüzden sırf bu anda…İşte sol kulağımdan başlayıp sol ayak parmağıma kadar akan o sıcak ve garip sızı böyle başladı..duyduğum şarkıyı da hala duyuyorum..

01062006-Talih Üstüne

Ben sessiz bir talihliyim..şanslı numaralar okunduğunda elindeki kağıda bakmaya korkanlardan…bilmemek garip bir rahatlığa sebep oluyor sanırım..sessiz sakin olduğum yerde durmak daha kolay geliyor, ufak bir sevinç çığlığıyla koordinat değişikliği yapmaktansa..aslında enlemlerle ve de boylamlarla anlatılabilecek bir koordinat sistemi değil bu..belki sayı doğrusu da değil doğru ifade, belki x,y ve z’nin olduğu bir sistem bu yer değiştirme teorisini daha iyi anlatabilir ama yine de sayı doğrusunu seçiyorum şu anda..basit bir 0 noktasından sağa ve sola kaçan artılar ve eksiler arasında gidip gelen bir yer değiştirme anlatmak istediğim..
Dedim ya ben sessiz bir talihliyim ve de sessiz bir talihsizim aynı zamanda..0’ın üstünde başladığım sabahlar şanslı sabahlarım..tam 0’da demek istediğim,üstünde derken..Genelde sol taraftan kalkmayı sevmem ama sayı doğrusunun oldukça sol tarafından uyanıyorum..büyük bir sayıya ihtiyacım var yani, benle toplandığında 0’dan sağa geçeyim..o yüzden her sabah bir büyük sayı hayaliyle uyanıyorum..
Büyük sayılar da kolay bulunmuyor doğrusu..toplana toplana elde edilen büyük sayılardan bahsetmiyorum, geldiğinde ve de olduğu haliyle büyük sayı olacak biri..bir hamlede tüm “eksi”liğinizi ve de “eksik”liğinizi tamamlayacak biri..her artı’nın ardında olduğu gibi duracak bir sayıdan bahsediyorum ben..matematikten anlayan ve toplama işlemini kağıda dökmeden benimle toplanacak bir sayı..işte hayatımın sayısı diyebileceğim bir sayı…
Fakat, talih oyunlarındaki ebedi şanssızlığım, bu meşum kaderin değişmeyeceğine işaret, attığım, uydurduğum ya da öyle hissettiğim için yazdığım tüm sayılar genelde tutmaz..aslında bu genelleme de çok kişisel bir denklemin sonucu..çünkü ben sonuçlara hiç bakmam..korkarım göreceklerimden, onun yerine gözlerimi kapatır sayıları dizerim ardarda..ne bir fibonacci serisi ne de altın oranı tutturamayacağımı biliyorum..varsın olsun bana da karelerle ve dairelerle tanımlanamayacak her türlü “perfectionism”den uzak benim küçük ve eksi sayıma oranlandığında büyüdükçe büyüyen, ama içindeki boşluk benim kadar büyüklükte olan bir sayı düşsün ve de piyango tutsun ya da tutmasın ben zaten bakmıyorum..başlarım talihine ben “eksik”liği sevmiyorum…