170510-denizli güneşsiz bir şehir

denizsiz bir sehirden kalkip ayaklarınızı suya soktuğunuz bir sabah, denizsiz şehrinizde bıraktığınız güneşten ne kadar uzak olduğunuzu anlayamazsınız…evvelki akşam ayaklarınıza baharı getirmiş kırmızı ojeler yeşilimsi mavi suyun altinda küçük çiçekler gibi yeşillenirken, uzun bir kumsalın eşiğinden düşme korkusuyla karşı karşıya kalırsınız bir an… suyun altindaki küçük çiçek bahçesinin ucunda kabarık gri tütüsüyle bekleyen bir balerin gibi dengeye dair hesaplar yapmaya başlarsınız…düş-seniz ne kadar derine gidersiniz, ona ne kadar eğilseniz deniz sizi alir götürür ve de etrafınıza ördüğünüz betondan tütü kac dakikada dibe oturtur içinde hapsolmuş bedeni…kollarınızı dışınızdaki balerine yakışır biçimde başınızın üstünde zarif bir elips yapacak şekilde birleştirirsiniz, rüzgar elipsinizin içinden geçip giderken matematiğe küfredip, isyan eden ayak parmaklarınıza güzel bir piroutte hediye edersiniz…küçükken annenizin sizi bale kursuna göndermemiş olmasina hayıflanıp durduğunuz bunca yıldan sonra, fame-save the last dance-dirty dancing üçlemesinden cok umutsuz bir anda bedeninizi 360 derece döndürebilmeyi öğrenmiş olmanıza hayret edersiniz.. resitali yarıda bırakıp saçınıza yuva yapmış altın kum taneleriyle güneşli şehrinize dönersiniz… şofbeni yakıp bir avuç şampuanla yıkarsınız koca bir denizi, baharı getirmiş ayak parmaklarınızın etrafında küçük bir altın kumsal bırakıp mavi bornozunuzun içinde güneş saçlı kız olursunuz yine…